Tuhaf Bir Dost: Pierre Loti
terennüm - 1 sene önce 01:59 - Blog - 0 »
Malumunuzdur ki, geçtiğimiz aylarda bir tartışma yaşanmıştı. Tartışmanın konusu; "Pierre Loti Tepesi"nin isminin "Eyüp Sultan Tepesi" olarak değiştirilmesinin teklif edilmesi ve bu teklifin nihayetinde kabul görmemesi idi. Olaya genel olarak baktığımız zaman, tepenin mevcut isminin devamının doğruluğunun yanında, isim değişikliğinin de aynı oranda doğru olan yönlerinin de mevcudiyetinden bahsedebiliriz. Dem vurmak istediğim, isim değişikliğinden ziyade, tepeye ismini veren ünlü Türk dostu Pierre Loti'dir.
Kütüphanemdeki eski dergilere göz atarken Tarih ve Düşünce Dergisi'nin Ağustos 2003 tarihli sayısında Türk dostu Fransız Pierre Loti ile ilgili yazılan bir araştırma yazısı dikkatimi çekti. Her satırı calib-i dikkat olan bu araştırma yazısını okudukça hayretim daha da arttı. Tekmil batının bize kem nazarla baktığı yıllarda Avrupalı birinin bizi desteklemesi az birşey değildir. Bu sebeple kendisine gereğinden fazla hayranlık duyulmuştur. Bunda millet olarak "sevdik mi tam severiz" özelliğimizin ağır basması da etkilidir. Sevmesine severiz de kim olduğunu sorduklarında sadece "Türk dostu" deriz. İşte bu meşhur Türk dostuyla ilgili yazıdaki bazı anekdotları (dergiden izin alarak) 2 bölüm halinde paylaşmakta fayda görüyorum:
"1850-1923 yılları arasında yaşayan Pierre Loti'nin asıl adı Louis Marie Julien Viaud'dur.Okul sıralarından oldukça utangaç bir öğrencidir. Yalnızlıktan hoşlanır, kalabalık ortamlarda kalamaz. Melankolik bir tiptir. Kendisine "Loti" lakabı işte bu yıllarda verilir. Loti, doğuda vahşi otlar içerisinde büyüyen ve yapraklarına dokunulduğunda kapanan bir çiçeğin adıdır. Davranışları nedeniyle arkadaşları tarafından bu çiçeğe benzetilen Julien, ileriki yıllarda hep "Loti" ismini kullanır. Piyer ismini ise ünlü aktrist Sarah Bernhardt vermiştir. Bu isimlerle üne kavuşmuştur ve Fransız Akademisi'ne de Pierre Loti ismiyle üye olmuştur.
Denizci Pierre
Aslen Protestan'dır. Ailesi papaz olmasını istese de Loti duruma sıcak bakmaz. Dünyayı dolaşmanın hayalleriyle vaktini geçirir. O dönemde yegâne yolculuk aracı gemidir ve dünyayı dolaşmayı kafasına koyan Loti için yolculuğun yolu denizden, denizin yolu ise denizcilikten geçmektedir. Deniz Harp Okulu'na girmesinin nedeni de budur.
Öğrencilik yıllarında yazı yazma kabiliyeti sıfırdır. Hatta bir kompozisyon kağıdına sıfırı basan öğretmeni hızını alamaz ve yazının altına şöyle bir not düşer: "Bu öğrenci hayatı boyunca Fransızca'yı doğru dürüst öğrenemeyecek ve yazamayacak kadar beceriksizdir!"
Loti hocasını utandırmaz. Uzun süre Türkiye'de kalmasına rağmen Türkçe konuşamaz. Bildiği tek tük cümlelerle tarzanca derdini anlatmaya çalışır. Türkiye'de iken yaşadıklarını iddia ettiği olayları "Aziyade" isimli kitabında toplamıştır. Ancak bu kitap yeterince ilgi görmemiştir. Aziyade'nin prim yapmamasının sebebi belki de içinde yer alan tutarsız cümlelerdir. Öyle ki, kitabında yer yer İstanbul ile alakası olmayan gülünç tiplerle karşılaşırız. Bu da kitaptaki tasvirlerin Loti'ye has "hayaller" olduğunu gösterir.
Loti Türkiye'de
Türkleri ilk tanıması, bindiği geminin 1870'de İzmir'e uğramasıyla olur. İkinci gelişi 1876'da olur. 26 yaşındadır. İstanbul'da Hasköy'e yerleşir ve 37 sene müddetle İstanbul'un Divanyolu, Eyüp ve Hasköy gibi çeşitli semtlerinde ikamet eder.
İttihatçıların tüy üstüne tüy diktikleri dönemde bütün dostlarımızı küstürmüşüzdür. Hatta aynı din ve dili paylaştığımız topluluklar bile, bize tavır almışlardır. Kime el uzattıysak reddedilmişizdir. Piyer tam bu sırada Türkiye lehine hararetli çıkışlar yapınca, Türk dostu ilan edilir. 1920 yılında İstanbul Belediyesi kendisini fahri hemşehri ilan eder. Yine aynı yılda Abdülhak Hamid, Hamdullah Suphi, Yahya Kemal gibi isimlerin de aralarında bulunduğu bir grup yazar "Pierre Loti Cemiyeti"ni kurar. Bir caddeye, semte ve kahvehaneye ismi verilir. Kendisi için yapılan onca çalışmaya rağmen Loti, Türkçe'ye karşı hep Fransız kalmıştır."
|1.Bölümün Sonu|




























