Küresel Isınma, Sera Gazları ve Kyoto Protokolü
freelancer - 1 sene önce 00:43 - Blog - 11 »
Hava durumu bültenlerinde illere göre sıcaklıklar, karayollarındaki bakım onarım çalışmaları, denizlerde rüzgar hızı ve dalga seviyesi gibi bilgilerin yanında, barajlardaki doluluk oranı durumu da verilmeye başlandı. Büyük şehirleri besleyen su kaynakları gözümüzün önünde mum gibi eriyor. Afrika'dan gelen sıcak hava dalgaları birbiri ardına "şu cennet vatanıma" hücum ediyor. Çok hazırlıksız yakalandık, çook.
Öyle mi gerçekten de... Yoksa küresel ısınma, çölleşme, kuraklık bağıra bağıra geldi de biz mi görmezden geldik. Her nasıl olursa olsun, artık iş öyle bir noktaya geldi ki görmezden gelinecek veya küçümsenecek bir hali kalmadı. Bir süredir küresel ısınma, sera gazları, Kyoto Protokolü, çöl sıcakları gibi kavramlar günlük terminolojinin kapsama alanına girdi. Eğer siz de benim gibi bu kavramlara yabancıysanız, bi yerlerde bi şekilde kulağınıza çalındı ama tam olarak ne ifade ettiğini bilmiyorsanız gün bugündür, öğrenme zamanı geldi. "Ben bunlar zaten biliyorum", "Bunlar beni ilgilendirmiyor, küre ısınıyorsa bana ne" vs. diyenler yazının bundan sonrasını okumayabilirler. Çünkü yazının konusu bu...
Bizbize kaldığımıza göre yukarda saydığım kavramları hep birlikte öğrenmeye başlayalım. Sanırım işe sera gazlarından başlamak en iyisi olacak, çünkü konunun temelinde onlar var. Sera gazları, içeriğinden biraz aşağıda bahsedeceğim Kyoto Protokolüne göre karbon dioksit (CO2), metan (CH4), nitro oksit (N2O), hidroflorokarbon (HFCs), perflorokarbon (PFCs) ve sülfür hekzaflorid (SF6) bileşiklerinden oluşuyor. Su buharı da sera gazlarından birisi, ama insan kaynaklı olmadığı için Kyoto Protokolü kapsamında değil. Kısacası, sera etkisine neden olan gazlara sera gazları deniliyor. Bu noktada sera etkisi kavramını da tanımlayalım. Güneşten gelen ışınlar atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır ve yansır. Bu esnada atmosferde bulunan bazı gazlar güneş ışınlarını absorbe ederek atmosferi ısıtır. Güneş ışınlarını tutarak atmosferi ısıtan bu gazlara sera gazları, bu duruma ise sera etkisi deniliyor. Eğer sera gazları olmasaydı yeryüzü -18 C sıcaklığında olacaktı. Ama sera gazları sayesinde yeryüzünün ortalama sıcaklığı +14 C oluyor.
Atmosferdeki sera gazlarının artması daha fazla güneş ışığının tutulması, dolayısıyla daha fazla ısınma anlamına geliyor. İşte sera gazlarının artması nedeniyle yeryüzünün ve okyanusların sıcaklığında oluşan sıcaklık artışına da küresel ısınma deniyor. Modern yaşam koşulları, sanayileşme, ormanların azalması, fosil yakıtların yoğun kullanımı gibi nedenlerle atmosferdeki sera gazlarının miktarları hızla artıyor. Bu da geçmiş yıllarda bilimsel çalışmalarla, şu anda ise oturduğumuz yerden gözlemleyebileceğimiz bir ısınmaya neden oluyor.
Küresel ısınma kavramı ilk olarak kim tarafından, nerede, ne zaman kullanıldı bilmiyorum. Ama İsveç asıllı Nobel ödülü sahibi kimyager Svante August Arrhenius, 1896 yılında yaptığı bir çalışmanın verilerine dayanarak, atmosferdeki karbon dioksit oranında meydana gelecek değişime göre ortalama yeryüzü sıcaklığında oluşacak değişimden ilk bahseden kişidir. Hatta Arrhenius, karbon dioksit oranının 2 katına çıkması halinde atmosfer sıcaklığının yaklaşık 6 C artacağını hesaplamıştır, ki bu değer günümüz iklimbilimcilerinin belirlediği değerlere oldukça yakındır.
Atmosferdeki karbon dioksit oranının bilimsel olarak gözlenmesine 1958 yılında Hawai'de başlandı. Yapılan ilk gözlemler karbon dioksit oranında hızlı bir artış olduğunu gösteriyordu. Karbon dioksit oranındaki artışın küresel ısınmaya ve iklim değişikliklerine sebep olabileceği gerçeği ortaya çıkınca, küresel ısınmanın önlenmesi için çalışmalar da başladı. Küresel ısınmanın önlenmesine yönelik ilk uluslararası girişim 1972 yılında Rio'da yapılan Yeryüzü Zirvesinde imzaya açılan ve 21 Mart 1994'te yürürlüğe giren Birleşmiş Millletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 'dir (The United Nations Framework Convention on Climate Change - UNFCCC). Ancak bu sözleşme taraflara herhangi bir yaptırım getirmediği için uygulamada başarılı olamadı. Bunun üzerine 1997 yılında Japonya' nın Kyoto kentinde bir protokol hazırlandı. Bu protokol öncekinden farklı olarak taraflara bazı yaptırımlar ve zorununluluklar getiriyordu. 160 ülke tarafından imzalanan Kyoto Protokolüne göre, gelişmiş ülkeler 2008-2012 yılları arasındaki sera gazı emisyonlarını 1990 yılı seviyesinin ortalama %5 altına çekmek zorundadırlar. Gelişmekte olan ülkelerin ise sera gazı emisyon oranlarını azaltma zorunlulukları olmayıp, her yıl sera gazı envanteri raporu vermeleri yeterlidir. Kyoto Protokolünün temel amacı, küresel ısınmaya neden olan sera gazlarının azaltılmasını sağlamaktır.
Atmosferdeki sera gazlarının yaklaşık %25'inden sorumlu olan ABD ve %1,5'luk paya sahip olan Avusturalya protokolü imzalamış olmalarına rağmen onaylamadıkları için bu ülkelere herhangi bir yaptırım uygulanamamaktadır. Türkiye ise protokolü imzalamadığı için taraf değildir ve herhangi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ancak, 2006 yılında Birleşmiş Milletlere sunulan envantere göre, Türkiye'nin 1990-2004 yılları arasında sera gazı emisyonu %110 artışla 170 milyon tondan 357 milyon tona çıkmıştır. Dünyanın en fazla sera gazı emisyonuna sahip 13. ülkesi olan Türkiye, toplam sera gazı salınımında %1,3 paya sahiptir.
Tablo iç karartıcı ve umut kırıcı görünüyor. Ama gerekli ulusal ve bireysel önlemler alındığı taktirde küresel ısınmanın geri döndürülemese bile durdurulması için hala umut var. Unutmayalım ki, bir ağaç atmosferden yılda ortalama 1 ton karbon dioksit emiyor. Ve şimdi onlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var...






11 Yorum Yapılmış
























ctrl+alt+del, 14:46 / 28 Haziran 2007 (Prş)
bu kadar olur free, yazdığım yazının başlığı bile neredeyse aynı... oha diyorum telepatik hırkıs seniiii...