Atatürk'ü sınıf arkadaşı anlatıyor-2
Psychedelic - 1 sene önce 18:09 - Blog - 0 »
20 Şubat 1954 tarihli Yeni İnci dergisinden alınmıştır
Hususiyle o sırada mütareke halinde olan ordumuzun düşmanlara karşı harekete geçmesi mütarekenin hitam bulduğunun ihbarlarından itibaren 4 gün zarfında olabileceğine nazaran iş bu 9. kolordunun bu 4 gün zarfında Mürefte ve Şarköy’e çıkarılması ve diğer taraftan da mürettep kolordunun Kavakderesi’ni zayıf bırakmayarak burayı hiç olmazsa bir alaya tutulması, kolorduyu da Bolayır şimalinde harekete müheyya bulundurulması lazım gelirdi. Halbuki bu tertip ihmal edilmiş olduğundan Bulgarların inisyatifi ele alarak Mürefte ve Şarköy’ü işgal etmeleri, X. kolordunun buraya ihraç hareketlerini men etmişti. Bu sebepten dolayı Enver’le Ali Fethi ve Mustafa Kemal arasında çok münakaşalar olmuş ve bu münakaşalar, risalelerle matbuata bile intikal etmişti. Bu münakaşalarla 1329 (1913) yılı başlarında Enver Paşa’nın Harbiye Nazırlığı zamanında nihayet verilmişti.
Mustafa Kemal Bey’in bilahare Çanakkale Harbinde ihtiyaca göre hareket için güzel kararlar verilebilmesine Gelibolu’da geçen 1327 (1922) yıllarındaki askeri hayatı çok faydalı olmuştur.
MERKEZİ UMUMİ VE MUSTAFA KEMAL’İN HAZIRLADIĞI NUTUK
Dahili ve harici harekatı siyasiyeyi beğenmeyen Ali Fethi ve Mustafa Kemal Beyler ordudan istifa etmişler ve “Merkezi Umumi”ye iltihak etmişlerdi. Tam bu sırada İttihat ve Terakki Fırkası’nın Merkezi Umumiye’si bir kongre akdetmişti. Fırka Reisi’de Talat Bey’di. (1329-1913)
İçtimada okunacak nutku, Katimi Umumi yazmaya mecburdu. Bu nutku bizzat Mustafa Kemal kaleme aldı. Talat Bey içtima gelince, okuyacağı nutku Ali Fethi’den aldı. Bunu okumaya başlayınca afallayıp kaldı. Çünkü bu nutuk, tamamı ile muhafazakarlığın aleyhinde idi ve okuduğu şeyler kendisinin ve diğer arkadaşlarının fikirlerine taban tabana zıt idi.
Ali Fethi ve Mustafa Kemal, liberal ve ihtilalci idiler. Nihayet Talat, sonra Maarif Nazırı olan Şükrü Bey’e zorla birkaç satırlık bir nutuk hazırlatmış ve onu okutmuştu. Bu hali gören Ali Fethi ve Mustafa Kemal derhal istifalarını verdiler.
MUSTAFA KEMAL’İN SOFYA ATAŞEMİLİTERLİĞİ
Her şeye rağmen ikisinin de “tatyib-i hatır” (gönülleri hoş etmek) için Ali Fethi Sofya’ya gelir, Mustafa Kemal’de aynı yere ateşemiliter olarak gönderildi. Hassaten Mustafa Kemal’in tekrar orduya alınmış olması büyük bir istisna teşkil ederdi.
Mustafa Kemal, Sofya ateşemiliterliğine hiçbir ateşemiliterin nail olmadığı gayet büyük bir hürmet ve teveccühe nail olmuş büyük bir nüfuz kazanmıştı. Orada elde ettiği Bulgar arkadaşları da çok mühim şahsiyetler idi. Orada cemiyet hayatında dahi öyle fevkaladelikler yapılırdı ki herkes parmak ısırırdı. Mesela bir kostümlü baloya yeniçeri devrine ait gayet parlak sırmalı, gümüşlü, altınlı elbise, teçhizat ve es iha ile çıkması ve kendisinin de yakışıklılığı herkesi hayran bırakmıştı. (Mustafa Kemal bu tarihi kıyafetleri, edindiği şahsi dostları vasıtası ile Askeri Müzeden getirilmiştir.) Alelade basit gibi görülen bu buluşların tesiir büyüktür. İşte bana mümasil hareketlerle her cemiyette ve her muhitte büyük bir muhabbet ve incizap kazanırdı.
UMUMİ HARP PATLAYINCA…
Mustafa Kemal, harp patlayınca harpten uzak kalamamış ve gönüllü alarak harbe bilfiil katılmaya karar vermiş ve bir fırka kumandanlığına talip olmuştu.
Enver bu müracaata katiyen muhalefet göstermemiş, bir muhalasatla (halisane bir dostlukla) kendisini III. Kolorduda 19. Fırka kumandanlığına tayin etmiştir. Bu kolordu, Gelibolu mıntıkasında tahaşşüt ediyordu.
Mustafa Kemal, Umumi harbe hassaten Almanlarla birlikte girmeğe kendi mütalaasında muhalifti. Çünkü onların bu işin başa çıkarabileceğine kani değildi ve bunları daha Sofya’dan mükerrereden İstanbul’daki dostlarına ve büyük makamda bulunan zevata yazmıştı. Fakat harbe girilince artık yapılacak başka bir şey kalmadığından tabiatiyle bu büyük dünya mücadelesine en kuvvetli muharip olarak katılmak lazımdı.
19. FIRKA
Tayin edildiği fırka III. Kolorduda 19. fırka idi. Fakat bu fırka diğer fırkalardan (kol ordunun 7. 8. 9. fırkalarından) toplattırılmış zabitan ve efrattan ibaretti.
Kumandanlığa geçince fırkanın zabitan ve efradını yakından tanımış, harp başlayınca Çanakkale muhitinde, boğazın her iki tarafında bulunan bilcümle kıtaat 5. ordunun emrinde verilmiş ve başına Liman Von Sanders Paşa geçirilmişti.
Düşman ihraca başlamadan evvel 19. fırka Eceabat (Maydos) şimalinde ve Akbaş limanı garbında Maltepe civarında duruyordu. Vazifesi, ordu ihtiyatı idi.
MUSTAFA KEMAL’İN EMSALSİZ BİR KEHANETİ
Düşman ihracından bir gün evvel Liman Paşa bu fırkayı, Anadolu tarafına geçirmeyi düşünmüştü. Fakat 3. kolordunun mütalaa ve ricası ile orada tekrar yerinde kalmıştı.
Rumi 11/12, Miladi 24/25 (1915) Nisan gecesi Mustafa Kemal, ertesi gün için bir tatbikat tasarlamış ve fırkasına öylece bir emir vermişti. Bu emre göre şu vaziyet tasavvur edilmişti:
“Düşman Arı burnuna çıkmış ve Şarka doğru ilerlemeye başlamıştır. Binaenaleyh fırka bu düşmanı denize dökmek için emir almıştır.”
Meşhur Moltke’nin bir sözünü burada hatırlatacağım:
“Muktedirler ekseriya talihi olurlar.”
İşte bu kere de söylenmiş olmuştu. Düşmanın ihracı hakkında hiçbir haber yok iken sırf bir manevra yapmak için ihraç edilmiş olan bu hareket, parlak bir tarih eseri olarak maksada hizmet etmiş ve düşmanı hareketi anında geriye püskürtmüştür. Eğer böyle bir plan tesadüfen tasavvur edilmemiş olsaydı, düşman 1-2 saat içinde Boğaza kadar yanaşacak ve bizim kıtaatımızın şimal ile dahi ittisalatını keserek Çanakkale Boğazını elde etmeye muvaffak olabilecekti. İşte burada tarih dediğimiz mukadderatı rabbaniye Türklerin istiklal ve istikbalini muhafazaya kafil o olmuş, fakat Türkler de bu ilahi inayete istihkaklarını pek parlak bir surette ispat etmişlerdir. Hele muhtelif kumandanların dahil olduğu halde hassaten M. Kemal gibi azmi, idaresi, zekası, iktidarı fevkalade olan bir zat karşısında düşman bütün maddi ve hatta pek büyük cesaretine (bilhassa Avusturalya ve Yeni Zelanda askerleri dünyanın en cesur insanlarıdır) rağmen mağlubiyete uğramış vazifesini ifa edememiştir. Muharebenin başlangıcı şayanı ehemmiyet olduğu için aşağıda bildiriyorum:
Pişdar kıtaatı önde giderken M. Kemal top seslerini işitmiş fakat ilk lahzada pişdar kumandanın manevrası ile mutasavver bir düşmana bir endaht yaptığını zannetmişti. Lakin akabinde gelen bir raporda düşmana tesadüf edildiğini ve ateşle üzerine yüründüğünü öğrenince hemen bir fırka topçusu ve öndeki piyade alayı ile şiddetli taarruz emrini vermiş ve kendisi ön tarafa geçmiştir. Arkasından vermiş olduğu rapor ve mütalaa üzerine kolordusu tüm fırka ile taarruza müsaade ve emir vermiştir.
Böylece Arıburnu’nda teşekkül eden bu cephenin kumandasını deruhde eden Mustafa Kemal arkadan gelen birçok yardımcı kıtaat ile bu cephe taarruzunu bizzat 5/18 Mayıs 1915 akşamına kadar idare etmiştir.
İşte Arıburnu cephesi bu sayede muvaffakiyetle idare edilmiş ve düşman sahilden en ziyade 500-600 metre kadar ilerleyebilmiştir.
Bundan sonra Anafartalar cephesi gelir. Düşman gerek cenupta Seddülbahir, Kirte cephesinde ve gerekse Arıburnu cephesinde muvaffak olamayınca ve buralara çıkarılacak takviye kıtaatı ile bir şey elde edemeyeceğini anlayınca Arıburnu şimalinden kıyam etmiştir. Bunun için 6 Ağustos 1915 öğleden sonra Arıburnu cephesinde fevkalade bir taarruzla (nümayiş bir hareket) Şimal Grubu namını verdiğimiz bu cepheyi şaşırtmış ve kumandanını hemen bütün kıtaatını ateşe sokmaya sevketmiştir. Bereket versin ki 9. fırka son dakikada ateşe sokulmaktan alıkonulmuştur.
O gece, yani 6/7 Ağustos saat 10:00’a doğru Arıburnu şimalinde Ağıldere mıntıkasında düşmanın büyük kuvvetleri oradaki kıtaatımıza taarruza geçmiş olduğu gibi bu mıntıkanın şimalinde, Anafartalar mıntıkasında, Azmakdere, Büyük ve Küçük Kemikli, Suyla limanı mıntıkasına büyük kuvvetler çıkarmıştı. O taraflarda, yani Anafartalar mıntıkasında 4 tabur asker ve Ağıldere’de de 3 tabur askerimiz vardı. Ayrıca Ağıldere mıntıkasında bir topçu alayımız da vardı.
Ordu bu işleri haber alınca Gelibolu ve Bolayır’da bulunan 16. Kolorduyu hemen harekete geçirmiş ve cebri yürüyüşle Anafartalar’a getirtmişti. Verilen emirlerde gerek bu kıtaatın ve gerekse cenupten ve Anadolu’dan celp ve sevk edilen kıtaatın büyük ve küçük muharebe ağırlıkları olmadan süratle gelmeleri bildirilmişti. Bu sebeple bunların münasip veçhile iaşeleri ve sair ihtiyaçlarının defi çok müşkül olmuş, bu hususta Şimal Grubu yardıma koşmaya mecbur olmuştu.
16. Kolordu bu muntıkaya gelir gelmez durmadan taarruz emrini almıştı. Fakat kıtaat çok yorgun olduğu gibi aynı zamanda da düşmanın bütün donanması da bütün şiddetiyle ateş açmış olduğundan, bu Kolordunun kumandanı olan Erkan-ı Harp Miralayı Fevzi Bey, böyle bir taarruzu, o gün askeri istihbarat ettirdikten sonra ve geceleyin karanlıktan istifade ederek yapmayı tercih etmişti. Lakin çok telaşlı olan Liman Paşa’yı kızdırmamak maksadiyle bu planını akşama kadar saklamış ve Paşanın kıtaatın nereye vasıl olduğuna dair kat’i talebi üzerine hakiki vaziyet anlaşılmış ve neticede azami surette şiddet ve gazaba gelen Alman Paşası, Fevzi Bey’i azlettirmiştir.
Bu surette Fevzi Bey, bu hareketi ile kendini müteakip harekatın zaferle neticelenmesini temin etmeye kurban vermiştir. Çünkü hakikaten o gün taarruz olaydı neticenin bizim için feci olması muhtemeldi.
LİMAN PAŞA, ANAFARTA TAARRUZUNU M. KEMAL’E YAPTIRIYOR
Bu gol üzerine Liman Paşa, Arıburnu cephesinde azmini, iradesini, zeka ve idaresini tecrübe ettiği Mustafa Kemal’i gece iş başına geçirmiş ve taarruzu ona yaptırmıştır.
İşte burada Mustafa Kemal kendini göstermiş ve Anafarta taarruzunu muvaffakiyetle idare ederek düşmanı püskürtmüş ve bu suretle düşman taarruzunu durdurtmuştur. Fakat iş bununla bitmiyordu. Asıl netice alınacak nokta, Kocaçimen’de ve hassaten Conkbayırı’nda idi.
(Devamı var)




























